YAZMAK İYİLEŞTİRDİ




Tarih: 27 Mart 2026 Cuma 14:34

RÖPORTAJ: RAZİYE ERDEN YILDIRIM

18 yaşında omuzlarına binen hayat yükünü ve 6 yıl süren zorlu hastalık sürecini şiirle aşan Ayşe Yasak’ın, karanlıktan aydınlığa uzanan ilham dolu yolculuğu...

İnsan derdini anlatmazsa, dert içinde büyür.

Anlatacak birini bulamazsa, içinde sessizce çoğalır.

İşte tam da o noktada kalem devreye girer.

Çünkü kimse dinlemese bile, kâğıt sabırla dinler.

Ayşe Yasak da öyle yaptı…

Konuşamadığı yerde yazdı, sustuğu yerde kelimelere sığındı.

Küçük yaşta evlendi. Eşinin askerliğiyle birlikte hayatın yükü bir anda omuzlarına bindi.

Ardından gelen zorlu süreç…

Tam 6 yıl süren psikiyatrik bir mücadele.

Hastane koridorları, yalnızlık, içe atılan duygular…

Ama Ayşe, o karanlığın içinde bir çıkış yolu buldu, yazmak.

Kalemini ilaç yaptı kendine. Yazdı… Yazdı… Ve iyileşti.

Bugün iki kız çocuğunun gururla “annem şair” dediği bir kadın oldu.

Annesinden aldığı gizli mirası, kendi hayatıyla harmanladı.

Yaşadıklarını, gördüklerini, hissettiklerini şiire dönüştürdü.

Ve şimdi o şiirler bir kitapta hayat buluyor:

“Bir Kadının Yüreğinden Yarım Kalan Hikâyeler…”

Gazetemizi ziyaret eden Ayşe Yasak ile hem hayatını hem de kelimelere sığdırdığı o derin hikâyeleri konuştuk.

Öncelikle sizi tanıyalım. Kaç yaşındasınız, nerelisiniz, neler yapıyorsunuz?

1990 doğumluyum, Mersinliyim. Hayatımın büyük bir kısmı burada geçti, bu şehirle güçlü bir bağım var. 18 yaşında evlendim ve şu an 18 yıllık evliyim. İki kız çocuğu annesiyim, biri 14 yaşında ve LGS’ye hazırlanıyor, diğeri 10 yaşında. Ev hanımıyım ama bunun yanında kendimi geliştirmeye de her zaman önem verdim. Lise mezunuyum, şu anda da açık öğretim üzerinden Sağlık Kurumları İşletmeciliği okuyorum. Her ne kadar sınavlara girme fırsatım bugüne kadar olmamış olsa da içimde hep tamamlama isteği var. Önümüzdeki süreçte eğitimimi de tamamlayarak, yarım kalan bu hedefimi gerçekleştirmek istiyorum. Çünkü insanın kendisi için bir şeyler yapması, üretmesi ve ilerlemesi çok kıymetli.

Hayatınızda zor bir sağlık süreci yaşamışsınız. Bu süreci bizimle paylaşır mısınız?

Evet, hayatımın en zor dönemlerinden biriydi diyebilirim. Eşim askerlik görevindeyken ve doğumdan sonra psikiyatrik bir rahatsızlık yaşadım. Yaklaşık 6 yıl süren bir tedavi sürecim oldu. Bu süreçte zaman zaman hastanede yatışlarım da oldu. Çok ağır ve yıpratıcı bir dönemdi. Küçük kızım daha 6 aylıktı o zaman ve bir annenin o süreçte yaşadığı çaresizliği anlatmak gerçekten zor. Belki doğum sonrası depresyondu, belki yalnızlık hissiydi, belki de birçok şeyin birleşimi… Ama adı ne olursa olsun, insanın iç dünyasında verdiği mücadele gerçekten çok derin oluyor. Şu an hâlâ kullanmak zorunda olduğum ilaçlarım var, iğne tedavim devam ediyor. Ama ben bu hastalığı zihnimde bitirdiğime inanıyorum. Kendime “Ben iyileşeceğim” dedim ve o düşünceyle ayağa kalktım. Bu da benim için en büyük kazanım oldu.

Bu süreci atlatırken size en çok ne yardımcı oldu?

Bu süreçte beni ayakta tutan en önemli iki şey yazmak ve üretmek oldu. Yazmak benim için sadece bir hobi değil, adeta bir terapiydi. Hastane köşelerinde, yalnız kaldığım anlarda duygularımı kâğıda döküyordum. İçimde biriken ne varsa yazıyla dışarı çıkıyordu. Aynı zamanda el işiyle de uğraşmaya başladım. Kadife ipten terlikler, makrome çantalar, telefonluklar yapıyorum. Elime geçen her ipi değerlendirmeye çalışıyorum. Üretmek bana “Ben hâlâ buradayım ve bir şeyler yapabiliyorum” hissini verdi. Öncelikle hastalığımı kabul ettim. “Evet, benim bir rahatsızlığım var ama ben bunun üstesinden gelebilirim” dedim. Bu farkındalık benim dönüm noktam oldu. Yazdıkça hafifledim, ürettikçe güçlendim.

Yazmaya ne zaman başladınız?

Yazmaya aslında çok eskiden, evlendiğim ilk yıllarda başladım. Hatta daha doğru bir ifadeyle eşime âşık olduğum günden beri yazıyorum diyebilirim. Duygularımı ifade etmenin en güzel yolu yazmak oldu benim için. O dönemlerde yazdıklarım daha çok eşime yönelikti. Aşk, sevgi, özlem… Zamanla bu yazılar çoğaldı, derinleşti ve hayatın farklı alanlarına yayıldı. Ama temelinde hep duygu var. Ben yazarken aslında içimde ne varsa onu olduğu gibi aktarıyorum.

Eşinizin bu süreçteki desteği nasıldı?

Eşim bu süreçte en büyük destekçilerimden biri oldu. Hatta ben her zaman şunu söylüyorum; “Her başarılı erkeğin arkasında bir kadın vardır” denir ama bence her başarılı kadının arkasında da ona inanan bir erkek vardır. Eşim bana hep “Sen yaparsın” dedi. Ailem de aynı şekilde bana güç verdi. Eğer onların desteği olmasaydı, belki de bugün bu noktada olamazdım. Çünkü insanın en çok ihtiyacı olan şey, yanında inanan insanların olması.

Yazdığınız şiirleri uzun süre gizli tuttuğunuzu söylüyorsunuz. Bu süreç nasıl değişti?

Evet, uzun süre şiir yazdığımı sakladım. Çünkü, “İnsanlar ne der?” düşüncesi vardı içimde. Sadece çok yakın çevreme söylüyordum. Bir gün bir ablama “Ben şiir yazıyorum ama kimseye söyleme” dedim. O da bana gülerek “Kızım sen kötü bir şey yapmıyorsun, yazmak kadar güzel bir şey yok” dedi. Bu cümle benim için bir kırılma noktası oldu. O günden sonra kendime daha çok güvenmeye başladım. Sonrasında çevremdeki insanların teşvikiyle daha çok yazdım ve artık saklamamaya başladım.

Şiirlerinizi kitap haline getirmeye nasıl karar verdiniz?

Bu tamamen çevremdeki insanların desteğiyle oldu diyebilirim. Eşim, ailem ve arkadaşlarım sürekli “Bunları değerlendirmelisin” dedi. Özellikle çevremdeki bazı insanların “Kalemin çok güçlü” demesi bana cesaret verdi. Sonrasında şiirlerimi toplamaya başladım. Yaklaşık iki yıldır bu süreçle ilgileniyorum. İlk başta tereddütlerim vardı ama zamanla “Neden olmasın?” dedim ve bu yola girdim.

Kitabınızda hangi konulara yer veriyorsunuz? Okuyucu neler bulacak?

Kitabımda hayatın içinden birçok duygu ve hikâye var. Kadınların yaşadığı zorluklar, kadın cinayetleri, bir babanın yokluğu, evlat acısı, yaşlıların yalnızlığı… Yani toplumun her kesiminden bir parça var diyebilirim. Özellikle “Yıkılmak Yazmaz” şiirimde kendi hayatımdan izler var ama aslında o şiir birçok kadının ortak hikâyesi. Ben sadece kendi yaşadıklarımı değil, çevremde gördüğüm, hissettiğim duyguları da yazıyorum. Bu yüzden okuyucu mutlaka kendinden bir şey bulacaktır.

İlk baskı süreciniz nasıl geçti?

İlk etapta 200 adet bastırdım. Çünkü önce nasıl karşılanacağını görmek istedim. Tepkiler beklediğimden çok daha güzel oldu. İnsanların yazdıklarıma bu kadar dokunması beni çok mutlu etti. Şimdi ikinci baskı için hazırlık yapıyoruz. Bu da benim için ayrı bir gurur kaynağı.

İmza günü düzenlediniz mi?

8 Mart Kadınlar Günü’nde bir imza günü gerçekleştirdik. Bu benim için çok özel bir deneyimdi. Kendi adıma ayrıca bir etkinlik henüz yapmadım ama planlıyorum. Haziran–Temmuz gibi köyümde bir imza günü düzenlemeyi düşünüyoruz. Orada hem şair hem yazar arkadaşlarımla birlikte güzel bir etkinlik yapmak istiyoruz. Aynı köyden başka yazar arkadaşlarımız da var, birlikte güzel bir buluşma olacağını düşünüyorum.

Çocuklarınız kitabınızla ilgili neler söyledi?

Kızlarım bu durumdan çok mutlu ve gururlular. Özellikle küçük kızım “Annem şair oldu” diyerek sevincini dile getiriyor. Ama bir yandan da yoğunluğumdan dolayı bana sitem ediyorlar. “Bize zaman ayıramıyorsun” diyorlar. Bu da aslında çok doğal. Kızım kitabımı öğretmenine götürdü, öğretmeni de ona şiir okuma görevi vermiş. Bu benim için çok duygusal bir andı. Onlara örnek olabilmek benim için her şeyden daha değerli.

Yazma yeteneğinizin aileden geldiğini düşünüyor musunuz?

Evet, annemin de şiir yazdığını hatırlıyorum. Ama o hiçbir zaman bunu dile getirememiş, paylaşamamış. Yazdıkları da kaybolmuş. Belki onun yazdıkları benimkinden çok daha güçlüydü. Ben biraz da annemin yarım kalan hayalini devam ettiriyorum gibi hissediyorum. Bu anlamda onun bana bir ilham olduğunu söyleyebilirim.

Kadınlara vermek istediğiniz mesaj nedir?

Kadınlar güçlü olduklarını asla unutmamalı. Biz hayata belki biraz geriden başlıyoruz ama bu, ilerleyemeyeceğimiz anlamına gelmez. Susmak bizim kaderimiz değil. “Ben de varım” dediğimiz anda birçok şey değişiyor. Kendimize inanırsak, önümüzde açılmayacak kapı yoktur. Yeter ki vazgeçmeyelim.

Son olarak okuyucularınıza ne söylemek istersiniz?

Kitabımı okuyan herkesin içinde bir yere dokunacağına inanıyorum. Çünkü ben yaşanmış hikâyeleri, gerçek duyguları yazıyorum. Herkesin hayatında bir iz, bir duygu mutlaka vardır. Ben de o duygulara şiirle dokunmaya çalışıyorum.

Şiir hayatınıza günlük yaşamda da yansıyor mu?

Kesinlikle yansıyor. Hatta bazen eşimle tartışırken bile cümlelerim kafiyeli oluyor. WhatsApp mesajlarımız bile şiir gibi ilerliyor. Bu da tartışmanın sertliğini azaltıyor diyebilirim. Bir noktadan sonra insan gülmeye başlıyor. Belki de şiirin hayatı güzelleştiren tarafı tam olarak budur.


Etiket:


Yorum Ekle comment Yorumlar (0)

 
 
  SOSYAL MEDYA
 
 
  GAZETEMİZ
 
 
  BASIN İLAN
 
 
  HAVA DURUMU
 
 
  FACEBOOK
 

 
 
 


 

Siteden yararlanırken yayın politikamızı okumanızı tavsiye ederiz. mersinhakimiyet.com © Copyright 2019-2026 Tüm hakları saklıdır.
İzinsiz ve kaynak gösterilemeden yayınlanamaz, kopyalanamaz, kullanılamaz. mersinhakimiyet.com basın ve yayın meslek ilkelerine uyar.

URA MEDYA