MERVE KANKAN
Bir avuç taşla başlayan hikâye, yüzlerce çocuğun hayatına dokunan bir iyilik hareketine dönüştü. Mersinli sanatçı Ebru Döker, “Taştan Hikâyeler” projesiyle hem çocukların hayallerini sanata taşıdı hem de umut oldu. Döker’in taşlarla hazırladığı eserler ve hikâyelerden oluşan özel sergi, 22 Mayıs’ta Mersin Arkeoloji Müzesi’nde kapılarını açacak; kitap gelirleri ise onkoloji tedavisi gören çocuklara destek için kullanılacak.
Mersinli sanatçı Ebru Döker, çocukluk yıllarında deniz kenarından topladığı taşlarla başlayan hikâyesini yıllar sonra sosyal sorumluluk projesine dönüştürdü. Özel gereksinimli bir çocuğun kendisine hediye ettiği bir avuç taşla başlayan “Taştan Hikayeler” yolculuğu; onkoloji servislerinde çocuklarla yapılan gönüllü sanat çalışmalarına, yüzlerce çocuğun katıldığı atölyelere ve sergilere uzandı. Gaziantep’te başlayan proje, şimdi Kültür ve Turizm Bakanlığı onayıyla Mersin’de sanatseverlerle buluşmaya hazırlanıyor. Döker’in taşlarla hazırladığı 27 tablo ve 27 hikâyeden oluşan “Taştan Hikayeler” sergisi ile kitap imza günü, 22 Mayıs 2026’da Mersin Arkeoloji Müzesi’nde gerçekleştirilecek lansmanla açılacak; sergi 23-24 Mayıs tarihlerinde de ziyaretçilere açık olacak. Kitap gelirleri ise yine şifa bekleyen çocuklar yararına kullanılacak.
Sizi tanıyabilir miyiz? Sanat yolculuğunuz nasıl başladı?
“1977 yılında Mersin’de doğdum. İki erkek, bir kız çocuk annesiyim. Açıkçası ilkokul yıllarımdan itibaren resme ve öykülere olan ilgim hep vardı. Öykülerde ilkokul ve ortaokulda hep il birinciliğim olmuştu. O yıllardan beri bu konuya ilgim vardı. Daha sonraları genç kızlığımda Güzel Sanatlar Fakültesi’ne hazırlandım. Adana Çukurova Üniversitesi ve Mersin Üniversitesi’nde yetenek sınavlarına girdim. Fakat o süreçte teknik başka bir bölüm kazandım ve ondan sonra hayatım farklı şekillendi. Fakat Güzel Sanatlar Fakültesi içimde hep bir ukde olarak kaldı. Üniversitede tanıştığım eşimle Mersin’den Gaziantep’e yerleştim. Mustafa Kemal Üniversitesi’nde okudum. 2004 yılında Gaziantep’e yerleştim.”
“EVDE BİR ODAMI ATÖLYEYE ÇEVİRDİM, TAŞLAR BİRİKTİRDİM”
Taşlarla olan bağınız nasıl başladı?
“Zaten resme ve sanata karşı hep bir ilgim oldu. Küçük yaşlardan bu yana öyküler yazıyorum. Güzel sanatlar içimde ukde olarak kalmıştı. 2016 yılında kolay olmayan bir süreçten geçtim. Aslında herkesin yaşayabileceği inişli çıkışlı, bir şeyleri bir yerlere koyamadığım bir süreçteydim. Çocukluğum denizde geçtiği için, Mersinli olduğum için hep evcilik oyunlarında deniz kenarındaki taşlar ilgimi çekerdi. Taşları eve getirirdim ve onlardan oyunlar kurar, hikâyeler anlatırdım.”
“Taştan Hikâyeler” fikri nasıl doğdu?
“2016 yılında zorlu süreçten geçtiğimde karşı komşumun özel gereksinimli bir kız çocuğu bir gün bana memleketinden bir avuç taş getirip hediye etti. Kapım çalındı ve karşımda Fatma elinde bir avuç taşla gelmiş. Taşları bana hediye etti ve ben o taşlarla onun yüzündeki mutluluk ve heyecan sayesinde çok farklı bir yere gittim ve ona başka bir karşılık vermek istedim. Taşlarla resimler yaptım ona. Küçük de öykülerini yazdım ve ona hediye ettim. Yüzündeki mutluluk benim bir şeylere başlamama sebep oldu. Çünkü hem onu mutlu edip hem de bana iyi gelen bir şey vardı.”
Sonrasında nasıl bir süreç başladı?
“Daha sonraları evde bir odamı atölyeye çevirdim. Taşlar biriktirdim. Taşlarla resimler yapmaya başladım. Önce kendi üretimimdi bunlar. Kendimi oyaladığım ve kendime iyi gelen bir üretimdi. Daha sonraları çalıştığım kurumda, Gaziantep Büyükşehir Belediyesi’nde daire başkanlığına bir proje sundum. Benim iki oğlum vardı o süreçte ve isim taktılar projeye. ‘Taştan Hikâyeler’ dediler. Çünkü uzun bir öykü ve serüven olacağını hissetmiş olacaklar. Projemi sundum. Sunduğumda projem kabul edildi.”
Bu süreçte sosyal sorumluluk çalışmaları da başladı mı?
“Ben zaten sosyal sorumluluk projeleri ve gönüllü işler yapıyordum. Çocuklarla ilişkilerim her zaman çok iyiydi. Aynı zamanda spiritüel enerji çalışmalarına da katılıyordum. Bunlar beni kişisel olarak geliştiren ve hayat yönümü farklı şekillendiren eğitimlerdi. Ben bu eğitimlere katıldığım süreçte ve Taştan Hikâyeler’i kurumuma sunduğumda kabul edildiğinde projenin telif hakkını Ankara’dan aldım. Telif hakkından sonra bir çocuk bana bir avuç taş uzattığı için ben de sosyal sorumluluk projesi olarak önce onkoloji çocuklarına gittim. Çünkü en fazla çocuk oradaydı.”
SERGİ 27 TABLODAN OLUŞUYOR
Onkoloji çocuklarıyla nasıl çalışmalar yaptınız?
“Onlarla duygu teması kurmaya başladım ve arkasından Taştan Hikâyeler projesini çocuklarla yapmaya başladım. 2017 yılında çocuklarla resimler yapmaya başladım. Her hafta onkoloji hastanesine gidiyordum. Yaklaşık iki yıl boyunca yaptığımız resimler 400’e yakın oldu. Çocuklar kendileri yapıyordu resimleri. Hikâyelerin kahramanı genelde çocukların kendisi oluyordu. Çünkü ben çok karışmıyor, onları yönlendiriyordum.”
İlk sergi ne zaman gerçekleşti?
“2019 yılında Gaziantep Üniversitesi Onkoloji Hastanesi’nde ilk sergimiz gerçekleşti. Ben bunun dışında şehir dışında da çeşitli workshoplar yapıyordum. Çocuk Esirgeme Kurumu’nda belirli eğitimler ve Taştan Hikâyeler workshopları düzenliyordum. 2019’da Gaziantep Üniversitesi’nde bir sergi düzenledik. Serginin tüm geliri yine çocuklara idi. Onkoloji çocukları kendi resimlerini, yaklaşık 400 resmi sergiledi. Şu ana kadar onkolojiden ve dışarıdan yaklaşık 200-250 çocukla çalışmışımdır.”
Daha sonra Mersin’e dönüş süreci nasıl oldu?
“2019’daki sergiden sonra ben Mersin’e taşındım. Üçüncü çocuğuma hamileyken Mersin’e taşındım. Burada da Yenişehir Belediyesi’ne tayinim çıktı. Burada da bu projeyi başkanlığa sunduğumda kabul edildi ve Mersin Üniversitesi Onkoloji Hastanesi ile Mersin Şehir Hastanesi’nin çocuklarıyla yaklaşık 1,5-2 yıl boyunca yine gönüllü olarak Taştan Hikâyeler projesini yaptım.”
Deprem sonrası hayatınızda neler değişti?
“Tam sergi aşamasındayken deprem oldu. Deprem olduğunda başka insanlara da dokunmam gerektiğini düşünerek, beni tanıyan insanlar aracılığıyla bana yeni bir dernek kurma teklifi geldi. Ben de o sırada kurduğumuz İyilik Çemberi Derneği’nin kurucu başkanı oldum. İyilik Çemberi Derneği ekonomik kalkınmadan çok sosyal kalkınmayı hedefleyen ve bunun için çabalayan, sosyal sorumluluğunu bilen yaklaşık 18 kadından oluşan bir topluluk. Mersin’de, Antakya’da ve dezavantajlı birçok yerde ulaşmaya çalışan, gençleri ve çocukları hedef alan bir topluluğuz.”
Şimdi sizi yeni bir sergi ve kitap çalışması bekliyor. Nasıl gelişti bu süreç?
“Ben öyküleri, şiirleri ve resimleri yıllardır biriktiren biriydim. Kendi öykülerimi yazıyordum. Çocukluk hikâyelerimi yazıyordum ve onların taşlarla resimlerini yapıyordum. Daha sonra hikâyelerimle resimlerimi birleştirdim ve bunun kalıcı olması için tekrar Kültür Bakanlığı’na başvuruda bulundum. Projemi kitap ve sergi amaçlı yapmak istedim ve bu kabul edildi.”
“Taştan Hikâyeler” sergisi hakkında bilgi verir misiniz?
“22 Mayıs 2026’da Mersin Arkeoloji Müzesi’nde hem sergim hem de kitap imza günüm var. Sergi 27 tablodan oluşuyor. Aynı zamanda 27 hikâye yer alıyor. Başladığım yol nasılsa sonunun da öyle olmasını istedim. Belki başka şeylerin kapısı açılacak ama bir vefa ve teşekkür olarak kitabın gelirini yine şifa bekleyen çocuklar için kullanmak istedim. 22 Mayıs’ta resmi açılış olacak. 23-24 Mayıs tarihlerinde de sergi gezilebilecek. Müzeler Haftası’na denk geliyor. Daha sonrasında ise 8 Ağustos’ta İstanbul’da, ayrıca Adana ve Gaziantep’te de sergi ve kitap imza günü gerçekleşecek.”
|