Bal üretiminde başarıyı getiren temel faktörleri anlatan bal üreticisi Mustafa Ateş, verimin sadece arı ırkına bağlı olmadığını ifade etti. Ateş; bölgeye uyum, koloni gücü ve nektar kaynaklarının rekolte üzerindeki belirleyici rolüne dikkat çekti.
ABDULLAH ÖZTÜRKMEN
Bal üreticisi Mustafa Ateş, bal üretiminde başarıyı getiren faktörleri ve tüketicilerin merak ettiği süzme bal ile petek bal arasındaki temel farkları değerlendirdi. Arıcılıkta doğru bilinen yanlışlara değinen Ateş, balın verimini ve kalitesini belirleyen unsurlar ile petek ve süzme balın üretim aşamalarına dikkat çekti. Bal üretiminde arı ırkı kadar çevresel faktörlerin ve koloninin durumunun da büyük önem taşıdığını belirten Mustafa Ateş, şu ifadeleri kullandı: “Bal üretiminde ırktan çok arı ırkı, ekotipi, bölgeye uyum, koloni nüfusu ve gücü, oğul eğilimi, hastalıklara dayanıklılığı ve nektar kaynakları verimi belirliyor. Aynı ırk farklı iklim ve bakım koşullarında çok farklı sonuçlar verebilir. Bizim Anadolu'da yüksek rakımlarda Kafkas tercih ediliyor. Uzun dilli olduğu için derin çiçeklerden nektar toplama ve sakinliği vardır."
PETEK VE SÜZME BAL ARASINDAKİ TEMEL FARKLAR
Süzme bal ile petek bal arasındaki ayrımın doğru bilinmesi gerektiğini vurgulayan Ateş, üretimin ve tüketim formunun farkını şu sözlerle dile getirdi: “Petek bal ve süzme bal arasındaki temel fark, balın peteklerin ayrıştırılıp ayrıştırılmadığına ve tüketim formuna dayanır. Süzme bal; peteklerin üzerindeki sır yani mühür kaldırıldıktan sonra santrifüj adı verilen manuel ya da elektrikli özel makinelerde merkezkaç kuvvetiyle petekten ayrılmasıyla elde edilen sıvı baldır. Petek bal ise arıların balmumu kullanarak ördüğü altıgen peteklerin arılar tarafından bal doldurulup sırlandıktan, mühürlendikten sonra yani, hiç bozulmadan doğrudan petekli haliyle satışa sunulan formudur."
"SÜZME BAL AKIŞKANDIR, PETEK BAL DIŞ ETKENLERE DAHA DİRENÇLİDİR"
Her iki bal türünün yapısal özelliklerine ve muhafaza süreçlerine de değinen Mustafa Ateş, konuşmasını şöyle sürdürdü: “Doku ve yapısı bakımından süzme bal akışkan, sıvı ve homojen bir kıvama sahiptir. Filtreleme işleminden geçtiği için tortulardan arındırılmıştır. Petek bal ise katı ve mumlu bir yapıya sahiptir, bal altıgen gözlerin içindedir. Saklama ve donma yani kristalleşme sürecine gelirsek; süzme bal ısı değişikliklerine bağlı olarak zamanla doğal bir süreç olarak kristalleşebilir. Petek bal ise hücresel yapısı ve mum tabakası koruduğu için dış etkenlere karşı dirençlidir. Kristalleşme, donma ve şekerlenme süreci petek balda süzme bala göre daha yavaş gerçekleşir."
"İKLİM DEĞİŞİKLİĞİ REKOLTEYİ DÜŞÜRÜYOR, HASAT ZAMANLAMASI HAYATİ ÖNEM TAŞIYOR"
Bal üreticisi Mustafa Ateş, bal hasadında dikkat edilmesi gereken teknik detayları ve iklim değişikliğinin arıcılık sektörü üzerindeki olumsuz etkilerini açıkladı. Hasat dönemindeki yanlış uygulamaların kovan içi yağmacılığa yol açabileceğini belirten Ateş, mevsim kaymalarının rekoltede ciddi düşüşlere neden olduğuna dikkat çekti. Bal türlerine ve bölgelere göre hasat takviminin farklılık gösterdiğini ifade eden Mustafa Ateş, doğru zamanlamanın önemini şu sözlerle anlattı: “Çiçek balı hasadı temmuz sonu ve ağustos ayında yapılır. Ben Ağustos'un 20'sinden sonra yapıyorum. Erken bölgelerde Mayıs, Haziran'da yapılıyor. Çam balı gibi geç hasatlar ise Eylül, Ekim aylarında yapılır. Nektar akımının azalmaya başladığı… yani 2 hafta, 3 hafta nektarın bitimine yakın o dönemde hasat yapılmalıdır. Nektar akımı tamamen bittikten sonra yapılırsa yağmacılık başlar."
"HASAT İÇİN İDEAL SICAKLIK 24 İLE 30 DERECE ARASIDIR"
Hasat sırasında hava koşullarının arı davranışları ve bal kalitesi üzerindeki etkilerine değinen Ateş, ideal çalışma ortamını şöyle anlattı: “Günün erken saatlerinde veya akşamüstü hasat yapılmalıdır. Yağmacılığı, yani arıların diğer kovanlara saldırmasını önlemek için hava sıcaklığının 24 derece ile 30 derece arasında olması daha iyi olur. Süzme işleminin akışkan ve kolay olması için ortam oda sıcaklığının da oda sıcaklığı seviyesinde olması gereklidir. Hasat güneşli, kurak ve sakin havalarda yapılmalıdır. Yağmurlu, nemli, rüzgârlı havalarda arılar hırçınlaşır ve balın nem oranı yükselir."
"MEVSİM KAYMALARI VE YALANCI BAHAR BİYOLOJİK DENGEYİ BOZUYOR"
İklim değişikliğinin flora ve arı popülasyonu arasındaki hassas dengeye darbe vurduğunu vurgulayan Mustafa Ateş, konuşmasını şu uyarılarla devam etti: “İklim değişikliği ve buna bağlı yaşanan mevsim kaymaları, doğrudan doğruya hava koşullarına bağlı olan bal üretimini ve rekoltesini son derece olumsuz etkilemektedir. Arılar ile bitkiler arasındaki binlerce yıllık hassas biyolojik dengenin bozulması kovan başına alınan bal miktarında ciddi düşüşlere neden olmaktadır. Çiçeklenme dönemi mevsim kayması sonucu nektar kıtlığı oluşur. Yalancı bahar etkisi, kış aylarının mevsim normallerinin üstünde sıcak geçmesi bitkilerin erken çiçek açmasına neden olmaktadır."
"İKLİM KRİZİ, KOVAN BAŞI BAL VERİMİNİ YARI YARIYA DÜŞÜRDÜ"
Ateş, küresel iklim krizinin arıcılık sektörü üzerindeki yıkıcı etkilerini değerlendirdi. Kış sıcaklıklarının mevsim normallerinin üzerinde seyretmesi, zamansız sağanaklar ve 40 dereceyi bulan aşırı sıcakların bal rekoltesini uçuruma sürüklediğini belirten Ateş, kovan başı verimin geçmiş yıllara kıyasla 8 ila 13 kilograma kadar gerilediğini vurguladı. İklim krizinin arı biyolojisini ve florayı olumsuz etkilediğine değinen Mustafa Ateş, kış aylarındaki yalancı bahar etkisinin koloni dinamiklerini nasıl bozduğunu şu sözlerle anlattı: “Koloniler henüz kış uykusundan uyanmadan, salkımdan tam olarak çıkıp çoğalmadan bitkiler çiçeklerini dökmüş oluyor. Arılar bu nektar dönemini kaçırıyorlar o zaman. Arı popülasyonu zirveye ulaştığında ise çiçekler çoktan solmaktadır, nektar akışı azalmaktadır. Normal şartlarda kovan içinde dinlenmesi ve besin tüketimini minimumda tutması gerekirken, sıcak kış günleri yüzünden dışarı çıkmaktadır. Doğal yiyecek bulamayan arılar hem erken yaşlanmakta hem de kovan içindeki kışlık bal stoklarını hızla tüketerek açlıktan ölmektedirler."
"AŞIRI SICAKLARDA ARILAR BAL TOPLAMAYI BIRAKIP SU TAŞIYOR"
Bahar ve yaz aylarında yaşanan dengesiz hava olaylarının bal üretimine doğrudan darbe vurduğunu ifade eden Ateş, konuşmasını şöyle sürdürdü: “Bu durum bahar aylarına çok zayıf veya az sayıda koloni ile girmesine neden olmaktadır. Aşırı hava olayları, düzensiz yağışlar ve ekstrem sıcaklar, sağanak yağış darbesi. Bahar ve yaz aylarında aniden bastıran uzun süreli ve şiddetli sağanak yağışlar, çiçeklerdeki nektarı yıkayıp götürmektedir. Ayrıca arılar yağmurlu günlerde uçamadığı için kovana bal taşıyamamaktadırlar. Hava sıcaklığının 35-40 derecenin üzerine çıkması durumunda işçi arılar bal toplamak yerine kovan içi sıcaklığını dengede tutmak, kovanı serinletmek için sadece su taşımaya odaklanırlar. Bu da bal üretiminin azalmasına, bal üretiminin durmasına sebep olabilir. Rekolte üzerindeki sonuçları, kovan başı verimde düşüş yaşanır."
"KOVAN BAŞI VERİM, 30 KİLODAN 8 KİLOYA GERİLEDİ"
Türkiye genelindeki verim kayıplarına ilişkin rakamları paylaşan Mustafa Ateş, çözümün meteorolojik verilere dayalı erken uyarı sistemleri ve rotaların yeniden planlanmasında olduğunu belirterek sözlerini şöyle tamamladı: “Geçmiş yıllarda Türkiye genelinde kovan başı 25-30 kilogram civarında bal alınırken iklim krizinin derinleşmesiyle bu rakamlar bazı bölgelerde 8 ila 13 kilogram seviyesine kadar gerilemiştir. Bölgesel rekolte kayıpları Türkiye genelinde dönemsel olarak aşırı kurak ve aşırı yağışlı geçen yıllarda bal rekoltesinde yüzde 50 ila yüzde 80'e yakın ani düşüşler yaşanmıştır. Arıcılık sektörünün krizi aşabilmesi için artık geleneksel takvimler yerine Türkiye Arı Yetiştiricileri Merkez Birliği kurumunun da vurguladığı gibi meteorolojik verilere dayalı erken uyarı sistemleri ve göçer arıcılık rotalarının iklime göre yeniden planlanması hayati bir zorunluluktur."
|