Çocukların suça yönelme nedenlerini tek bir faktörle açıklamanın yetersiz olduğunu belirten Uzman Psikolog Bilgehan Turanlı; aile içi bağların zayıflığı, sosyal medyadaki çete özendiriciliği ve kontrolsüz dijital oyunların şiddeti normalleştirdiğine dikkat çekti. Turanlı, "Çocuğun aradığı şey aslında suç değil; görülmek, kabul edilmek ve bir grubun parçası olmaktır" diyerek önemli uyarılarda bulundu.
ABDULLAH ÖZTÜRKMEN
Çocukların suça ve şiddete yönelmesi, yalnızca bireysel davranışlarla açıklanamayacak kadar çok boyutlu bir sorun olarak öne çıkıyor. Aile içi ilişkiler, çocuğun kendisini değerli ve güvende hissetmesi, arkadaş çevresi, akran baskısı ve dijital dünyada maruz kaldığı içerikler bu süreçte önemli rol oynuyor. Özellikle sosyal medyada suç ve şiddetin “güç”, “statü” ve “aidiyet” unsuru olarak sunulması, çocukları riskli davranışlara daha açık hale getirebiliyor.
Uzman Psikolog Bilgehan Turanlı, çocukların suça yönelmesini tek bir nedene bağlamanın doğru olmadığını belirterek; çocukların çoğu zaman suçtan ziyade görülmek, kabul edilmek ve bir gruba ait olmak ihtiyacıyla hareket ettiğine dikkat çekti. Turanlı, çocukları suça iten psikolojik süreçlerden dijital dünyanın etkisine, akran baskısından ailelerin ve eğitim sisteminin sorumluluklarına kadar merak edilen soruları yanıtladı.
“SUÇA YÖNELİMİ TEK BİR NEDENE BAĞLAMAK MESELEYİ EKSİK BIRAKIR”
Son yıllarda suça karışma yaşının düşmesini psikolojik açıdan en çok neye bağlıyorsunuz?
Çocukları şiddet ve suça iten temel faktörler nelerdir?
Çocukların suça yönelmesini tek bir nedene bağlamak klinik ve sosyolojik açıdan doğru bir yaklaşım olmaz. Konuyu ele alırken çocuğun bireysel mizaç özelliklerinden aile içi ilişkilere, yaşadığı sosyal çevreden günlük hayatında maruz kaldığı dijital içeriklere kadar geniş bir yelpazeyi bir arada değerlendirmemiz gerekir. Erken çocukluk döneminde çocuğun ihtiyaç duyduğu güvenli bağlanma duygusunun karşılanmaması; aile içi sürekli çatışma, şiddet, ihmal ve tutarsız ebeveyn tutumları en birincil risk faktörleridir. Evde sınırların yeterince belirgin olmaması veya tam tersine aşırı baskıcı ortamlar çocuğun kendisini değersiz ve dışlanmış hissetmesine yol açar. Ergenlik dönemine girildiğinde ise bu tabloya akran grubu faktörü eklenir. Çocuk kendisini ait hissedebileceği sağlıklı, destekleyici bir sosyal çevre bulamadığında, kendisini kabul eden ve onaylayan herhangi bir gruba, bu grup illegal ya da suça meyilli olsa dahi yönelmeye son derece açık hale gelebilir. Dolayısıyla odak noktamızı yalnızca "suç işleyen çocuk" tanımına hapsetmek yerine, "Bu çocuğun hangi temel gelişimsel ve duygusal ihtiyaçları karşılanmadı?" sorusu üzerinden düşünmek ve çözümü burada aramak gerekir.
“DİJİTALDEKİ 'ÇETE ROMANTİZMİ' ŞİDDETİ NORMALLEŞTİRİYOR”
Sosyal medyadaki "çete ve suç romantizmi" ile şiddet içerikli dijital oyunlar çocukların zihninde suçu ve şiddeti nasıl normalleştiriyor?
Çocuklar ve henüz ergenlik aşamasındaki gençler, özellikle küçük yaşlarda karşılaştıkları davranışların arkasındaki anlam ve sonuçları bir yetişkin kadar eleştirel süzgeçten geçiremeyebilirler. Bir davranış biçimi dijital platformlarda veya sosyal medyada sürekli olarak "güçlü", "popüler", "cesur" ya da "saygın" olmanın bir yöntemi gibi sunulduğunda, çocuğun dünyasında zamanla çok farklı bir cazip anlam kazanmaya başlar. Özellikle sosyal medyadaki "suçun bir yaşam tarzı", "çetenin bir aidiyet ve koruma alanı" ya da "şiddetin ana bir güç göstergesi" şeklinde estetize edilerek sunulması son derece tehlikelidir. Çocuk, atacağı adımın hukuki veya vicdani sonuçlarından ziyade, o davranışın kendisine kısa vadede sağlayacağı "statü" ve "akran kabulü" duygusuna odaklanır. Şiddet içerikli dijital oyunlar meselesine gelince; burada tek başına bir oyunu suçun doğrudan nedeni ilan etmek doğru bir analiz olmaz. Ancak çocuğun uzun saatler boyunca, denetimsiz ve yoğun bir şekilde şiddet içeriklerine maruz kalması, özellikle gerçek yaşam ile kurgu arasındaki sınırın henüz netleşmediği gelişim yaşlarında, şiddete karşı duyarsızlaşma riskini beraberinde getirir. Burada ebeveynlerin ve uzmanların sorması gereken asıl soru şudur: Yalnızca "Çocuk ne izliyor veya ne oynuyor?" değil; "Çocuk bu içerikle nasıl bir duygusal ilişki kuruyor, bunu kendi dünyasında nasıl anlamlandırıyor ve günlük yaşamdaki davranışlarına nasıl yansıtıyor?"
“ÇOCUĞUN ARADIĞI SUÇ DEĞİL; GÖRÜLMEK VE KABUL EDİLMEKTİR”
Çocuklar ve ergenler neden sokaktaki veya dijitaldeki illegal gruplarda ‘aidiyet’ arar? Ailede bulunamayan hangi duygu çocuğu dışarıya iter?
Ergenlik dönemi, doğası gereği kimlik arayışının ve ait olma ihtiyacının zirve yaptığı bir evredir. Genç bu dönemde zihninde sürekli "Ben kimim?", "Nereye aitim?" ve "Kimler tarafından kabul görüyorum?" sorularına yanıt arar. Eğer çocuk aile ortamında sürekli eleştirilen, varlığı görülmeyen, fikirleri dinlenmeyen ya da kendisini değersiz hisseden bir konumdaysa; bu kabulü dışarıda arayacaktır. Kendisine bir kimlik, sahte bir saygınlık veya statü vaat eden gruplara kayma ihtimali bu noktada katlanarak artar. Altını çizerek belirtmek isterim ki; çoğu zaman çocuğun aradığı şey suç işlemek ya da birine zarar vermek değildir. Çocuğun aradığı temel şey görülmek, kabul edilmek, değerli ve güçlü hissetmek, bir yapının parçası olabilmektir. Fakat bu hayati ihtiyaçlar ailede, okulda veya sağlıklı sosyal ortamlarda doğru yöntemlerle karşılanmadığında, çocuk kendisine bu alanları sunduğunu iddia eden riskli ve illegal grupların etkisine açık hale gelir.
Peki bu gidişatın önüne geçmek için ailelere ve eğitim sistemine düşen temel görevler nelerdir?
Her şeyden önce cezalandırıcı sistemden ziyade "koruyucu ve önleyici" adımları öne çıkarmalıyız. Ailelerin çocuklarıyla kurduğu iletişim dili suçlayıcı değil, anlamaya odaklı olmalıdır. Çocuğun evde kendisini güvende hissettiği, duygularını ceza alma korkusu olmadan ifade edebildiği bir ortam oluşturulmalıdır. Okullarda rehberlik servislerinin sadece akademik başarıya değil, çocukların sosyal-duygusal gelişimine ve olası risk sinyallerine odaklanması hayati önem taşıyor. Çocuğa sporda, sanatta ya da sosyal sorumluluk projelerinde var olabileceği sağlıklı kabul alanları sunduğumuzda, sokakların ve dijital dünyanın riskli çağrıları karşılıksız kalacaktır.
|