HAYALLERİNİZİ ERTELEMEYİN






Tarih: 24 Mart 2026 Salı 10:34

RÖPOTAJ: RAZİYE ERDEN YILDIRIM

Çocukluğundan beri içinde büyüttüğü resim tutkusunu



Sanata tutkusu çok küçük yaşlarda başladı…

Bazıları onunla doğar ya, Nimet Sarıbay da onlardan.

Ama hikâye öyle dümdüz değil.

Çünkü o, kalbinin sesini hemen dinleyenlerden değil, erteleyenlerden.

Öğretmenlik daha ağır basıyor, yıllarca öğrenciler yetiştiriyor.

Sonra bir gün, emeklilik geliyor.

Ve çoğu insan için yavaşlama olan o dönem, onun için bir başlangıç oluyor.

İçinde yıllardır büyüttüğü tutkusuna koşuyor.

Kurslar, atölye, sergiler… Yetmiyor.

Resmin en zorunu seçiyor. Mozaik gibi işliyor tuvallerini sabırla, tek tek…

İçel Sanat Kulübü’nde karşılaştığım Sarıbay’ın eserleri kadar zarafeti de dikkat çekiyor. Geçmişini, sergilerini, öğrencilerini gururla anlatıyor.

İçel Sanat Kulübü’nde bir araya geldiğimiz 74 yaşındaki Nimet Sarıbay ile yaptığımız bu keyifli röportaj, sadece bir ressamın değil, hayallerini erteleyip sonra peşinden giden bir kadının hikâyesi… Ulusal ve yerel basında ses getiren sergilerine ait gazete kupürlerinden oluşan arşiviyle gelen Sarıbay, bu yolculuğunu gururla anlattı. İşte röportajın detayları…

Nimet Hanım, öncelikle sizi tanıyalım. Kaç yaşındasınız? Kaç yıldır resimle ilgileniyorsunuz? Onun dışında nelerle uğraşıyorsunuz?

1952 doğumluyum, Hataylıyım. Öğretmen Okulu mezunuyum ve sınıf öğretmeniyim. Meslek hayatım boyunca Karaman, Zonguldak, Hatay ve son olarak Mersin’de görev yaptım. 30 yıllık aktif öğretmenlik sürecinin ardından 1997 yılında Mersin’de emekli oldum. Emeklilikten sonra iki yıl da bir kolejde çalıştım.

Resim yapmak hayatınız hangi noktasında başladı?

Resimle ilgim aslında çok küçük yaşlara dayanıyor. İlkokuldan itibaren resim benim için bir ifade biçimiydi. Öğretmen okulunda da resim dersleri benim için ayrı bir anlam taşıdı. Yalnız kaldığımda, içimi anlatmak istediğimde elim hep kaleme, boyaya giderdi. Resim, adeta kendimle konuşma biçimim oldu. Eğitim sürecimde resim alanında özel bir yönlendirme almadım. Öğretmenler ne verdiyse onu yaptım. Ancak öğretmenlerim hep yüksek not verir, beni teşvik ederdi. Onların bu desteğinin üzerimde çok büyük etkisi olduğunu düşünüyorum. Fakat ailem sanat konusunda daha temkinliydi. O dönem şartlarında sanat, güvenli bir meslek olarak görülmüyordu. 1974 yılında ‘Batı’da okuyup Doğu’da öğretmenlik’ uygulaması çıktığında Gazi Buca Eğitim Enstitüsü Resim Bölümü’ne gittim. Bir yıl resim eğitimi aldım. Ancak Adıyaman'ın Kahta ilçesinin Narince kasabasına tayinim çıkınca ailem göndermek istemedi. Böylece yeniden sınıf öğretmenliğine döndüm. İçimdeki resim sevgisi hiç bitmedi.

Emekli olduktan sonra artık resim yapmaya daha fazla zaman ayırabileceğimi düşündüm. Mersin’de önce Halk Eğitim’e gittim. Orada bir atölye ortamı vardı. Arkadaşlar zaman zaman, “Hocam biz yapamıyoruz” diye yardım isterlerdi. Onlara küçük yönlendirmeler yapıyordum. Sanırım o güven ortamı oluştu ki daha sonra bir grup arkadaş bana, “Siz atölye açarsanız geliriz” dedi.

“SANAT TUTKUYDU, ÖĞRETMENLİK GEÇİM”

Peki, atölyenizi açtınız mı?

Merkezde, İçel Sanat Kulübü Sokağı’nda küçük bir yer tuttum. ‘Nimet Sarıbay Atölyesi’ adıyla başladım. İlk günlerde Halk Eğitim’den 10 kişi şövalesiyle geldi. Bu benim için büyük bir motivasyondu. Zamanla atölye büyüdü. Bir odayı ikiye, sonra üç dükkâna çıkardım. Zaten yer kendime aitti. 15 yıl boyunca aktif olarak çalıştım. Yüzlerce öğrenci geldi geçti. Güzel Sanatlar Lisesi’ne hazırlanan gençler oldu. Hatta bazı öğrencilerimin ilk sergilerini açtık. Onların heyecanı ve mutluluğu görülmeye değerdi. Öğrencilerimden biri Düzce Üniversitesi’nde dekan oldu. O zamanlar Silifke’den gelen genç bir öğrenciydi. Şimdi hâlâ zaman zaman haberleşiriz. Bunlar benim için gurur verici anılar.

Kaç yaşında emekli oldunuz?

1997’de emekli oldum. 45 yaşındaydım. Öğretmenlik benim için her zaman birinci meslek oldu. Sanatta içindeki tutkuydu. Eğitimimin desteğini, sanatta paylaşıma kolaylık sağladığını gözlemledim.

Atölyenizi kapatmışsınız…

15 yılın sonunda torunum doğdu. Kızım İstanbul’a çağırdı. ‘Bir yıl, iki yıl büyük kayıp değil’ diye düşündüm. Hayatımda yeni bir dönem başlar sandım. Ancak atölye benim yönetimimle yürüyordu. Başka bir arkadaşa devrettim ama sürdürülemedi. Sonunda kapatmak zorunda kaldım. Sanat atölyesi bir mekândan çok, bir ruh ve düzen meselesi. Onu birebir yürütmeyince aynı enerji yakalanamıyor.

Bu süreçte çocuklarınızın desteği nasıldı?

Üç çocuğum var. Onların sanatçı olmasını özellikle istemedim çünkü sanatın geçim şartları zor. Önce meslek sahibi olmalarını istedim. Ama bana her zaman destek oldular. 2001 yılında oğlum İzmir’de üniversitedeydi. “Anne, senin resimleri İzmir’e taşıyalım” dedi. Çiğli’de sergi açtık. Ardından başka bir yerde sergi açtım, orada da ki satışlar ihtiyaçlarıma destek oldu. Elde edilen gelirle oğlumun okul ve ev masraflarını karşıladım. Kızım kart bastırdı, ayraç tasarımları yaptırdı. Yani hem manevi hem pratik destekleri oldu.

Sergilerinizi hangi illerde açtınız?

Adana, İzmir, Ankara, Rize, İstanbul ve Mersin’de kişisel sergiler açtım. Toplamda 20 kişisel sergim var. Bunun yanında yaklaşık 20 karma sergiye katıldım.

Yurtdışı…

Yurt dışında ise Yunanistan’da sergimiz oldu. Önümüzdeki süreçte Japonya’da bir sergi planım var İstanbul’daki bir galeriyle gidiyoruz.

“FIRÇAMDAKİ MOZAİK”

Sanat anlayışınız ve tekniğiniz nedir?

Öğretmenlerim empresyonist dönemin etkisindeydi. Renklerin döngüsel kullanımı, belirgin fırça darbeleri… Ben de kendimi empresyonist olarak görüyorum. Hataylı olmamın etkisi büyük. Çocukluğumda misafirlerimize Hatay Arkeoloji Müzesi’ndeki mozaikleri gezdirirdim. Mozaikler de zihnime yerleşti. 2005-2010 yıllarında Zeugma Mozaik Müzesi’ndeki çalışmalar da beni çok etkiledi. Sonra ‘Bu mozaikleri tuvale taşısam, herkesin evinde olsa’ diye düşündüm. Noktalama ve belirgin fırça darbeleriyle yağlı boyada mozaik etkisi oluşturmaya başladım. ‘Fırçamdaki Mozaik’ serisi böyle doğdu. Benim çalışmamda iki renk genellikle birlikte kullanılır. Fırça darbesiyle karışır. Aynı vuruşu tekrar etmek zordur. Bu da eseri özgün kılar. Taklit edilmesi kolay değildir.

Resim yapmak zor mu?

Her iş bilene kolaydır. “Ben çöp adam bile çizemem” diyenlere, ‘Çöp adam çizme, dağı çiz, suyu çiz’ derim. Resim herkesin yapabileceği bir ifade biçimidir. Yetenek vardır ama asıl olan istikrardır. Düzenli çalışmak, araştırmak, gerektiğinde eğitim almak kişiyi geliştirir. Günümüzde internet büyük imkân sağlıyor. Resim satmak hedef olmamalı. Eğer ilk hedef satış olursa insan mutsuz olur. Süreci yaşamak, üretmek ve kendini ifade etmek daha kıymetlidir.

“İNSAN OLDUKÇA SANAT DA OLUR”

 

Teknoloji ilerledi yapay zekâ birçok mesleğin, becerilerin yerini almaya başladı. Ressamlar korkmalı mı?

Resim bitmez. İnsan oldukça sanat da olur. Yapay zekâyı doğru kullanırsanız destek olabilir. Bir çalışmamda geçmişe dair bir sahne oluşturmak için referans aldım. Ama eseri yine ben yaptım. Ancak yapay zekâ üretimini tamamen kendi eseri gibi sunmak doğru değildir. Destek almak başka, emeği yok saymak başka bir şeydir. Her şey niyet ve dürüstlük meselesi.

Son olarak ne söylemek istersiniz?

Resim yapmak insanı iyileştirir. Ama sadece resim değil, yazmak da öyledir. Son dönemde yazmaya da başladım. İnsan yazarken aynadaki kendisiyle konuşur. Öfkesini, kırgınlığını, yalnızlığını bir ifade alanına taşıdığında rahatlar. Herkesin bir ifade yolu olmalı. Resim, yazı, müzik… Önemli olan insanın içindeki sesi bastırmaması. Sanat benim için bir meslekten öte, bir yaşam biçimi oldu. Öğretmenlik geçim kaynağım, resim ise ruhumun diliydi. Bugün hâlâ üretmeye devam ediyorum. Çünkü sanat, insanın içindeki ışığı canlı tutuyor.


Yorum Ekle comment Yorumlar (0)



 



ANASAYFA
MASAÜSTÜ GÖRÜNÜM
HABER ARŞİVİ


KÜNYE


İLETİŞİM

mersinhakimiyet.com © Copyright 2026 Tüm hakları saklıdır.
İzinsiz ve kaynak gösterilemeden
yayınlanamaz, kopyalanamaz, kullanılamaz.


URA MEDYA