BİLİNÇALTINDAKİ GÖRÜNMEZ ŞİDDET






Tarih: 25 Mart 2026 Çarşamba 17:15

RÖPORTAJ: RAZİYE ERDEN YILDIRIM

Çocuğunuz oyunu kapatsa da etkisi saatlerce sürüyor. Sosyal medya yasağı tartışmalarını değerlendiren Dikkat Eğitmeni Süreyya Kocadağ, aileleri tutarlı olmaya ve çocuklara “boş alan” bırakmaya çağırdı. Kocadağ, “Yasak yetmez, doğru rehberlik ve merak alanı şart. Biz saksıda orkide değil, topluma birey yetiştiriyoruz.” dedi.



Ekranların içine doğan bir nesil büyürken, onları korumak için alınan önlemler de tartışılıyor. 15 yaş altına sosyal medya yasağı tartışmaları kamuoyunda yankı uyandırırken, uzmanlar bu adımın tek başına çözüm olup olmayacağını sorguluyor. Dijital dünyanın çocuklar üzerindeki etkileri giderek derinleşirken, Uzman Aile Danışmanı ve Dikkat Eğitmeni-Sosyolog Süreyya Kocadağ, yasağın ötesinde çok daha kapsamlı bir yaklaşım gerektiğine dikkat çekti. Konu ilgili sorularımızı yanıtlayan Kocadağ, çocukların sadece yasaklarla değil, doğru rehberlikle korunabileceğini de söyledi.

Süreyya Hanım, 15 yaş altına sosyal medya yasağı gündemde. Siz dikkat eksikliği ve çocuk gelişimi üzerine çalışan biri olarak bu konuyla ilgili ne düşünüyorsunuz?

Açıkçası çok işe yarayacağını düşünmüyorum. Çünkü bu çocuklar o sosyal medyaya yine girer. Nasıl girer? Hesaplar zaten açık. Bu sistemin tamamen yeniden kontrol edilmesi gerekiyor. Kim ne kadar denetleniyor, bu çok önemli. Sisteme kaydolurken bir yaş sınırı var ama bunun ne kadar etkili olduğu tartışılır. Bunun için yüz tanıma sistemi olabilir, kimlik kontrolü yapılabilir. TikTok’a, YouTube’a kayıt sırasında bu tarz doğrulamalar getirilebilir. Ama burada asıl soru şu: Sosyal medya derken biz neyi kastediyoruz? Twitter, Instagram, TikTok, Facebook, YouTube… YouTube’a girmek için zaten kayıt olmaya bile gerek yok. Bence en tehlikeli alanlardan biri de burası. Yani evet, bir ahlaki kayboluş var, bunu gözlemliyoruz ama YouTube bu noktada çok daha farklı bir risk barındırıyor. Buraya erişimi nasıl engelleyecekler, bu da ayrı bir soru.

Sadece sosyal medya yasağı yeterli değil mi?

Değil. Çünkü Telegram gibi platformlar da var ve burada birçok içerik sansürsüz şekilde yayınlanıyor. Çocuklar bunlara çok kolay erişebiliyor. Telefon numarası olan herkes girebiliyor. Artık 7-8 yaşındaki çocukların bile elinde sosyal medyaya erişimi olan telefonlar var. Bu yüzden sosyal medyayı yasaklamak çözüm değil.

Bir de oyunlar var…

Birçoğu yasaklandı ama çocuklar kaçak yollarla giriyor. 13-14 yaşındaki çocuklar bu sistemi çözmüş durumda. Oyunu oynayamasa bile oynayanların videolarını izliyor. Maddi imkânı yoksa PlayStation alamıyor ama YouTube’dan izleyerek o dünyaya dahil oluyor. YouTube’da özellikle çocuklara yönelik çok garip içerikler var. Mesela oyuncak açma videoları… İçeriği çok anlamsız, abartılı, gerçek dışı oyuncaklar. Çocuklar bunları izliyor ama gerçek hayatta kimse çocuğuna o tarz oyuncaklar almaz. Bunun yanında korkutucu, bilinçaltını etkileyen içerikler de var.

Şiddet içerikli oyunların çocuklara etkisini nasıl gözlemliyorsunuz?

Çok net gözlemliyorum. Bir çocuk savaş oyunu oynayıp derse geliyor. O gün o çocukla ders yapamıyoruz. Çünkü çocuğun bilinçaltında o şiddet devam ediyor. Oyunu kapatmış, yarım saat sonra gelmiş ama etkisi sürüyor. Oturuşu bozulmuş, algısı kapanmış. Sürekli oyundaki karakterler gibi davranıyor. Masaya ayaklarını vuruyor. Şiddet oyununun etkisi derse, davranışa, duruşa yansıyor. Bu etkiler zamanla bilinçaltına işliyor. 21 yaşına kadar bu içerikler birikiyor. Sonra toplumda şiddet olayları artıyor, akran zorbalığı artıyor. Öğrencinin öğretmenine şiddet uyguladığı haberleri görüyoruz. O zaman şunu sormamız gerekiyor: Sadece sosyal medyayı yasaklamak çözüm mü? Bu şekilde devam edersek 10 yıl sonra şiddet olaylarının artması kaçınılmaz. Çünkü yeni nesil bu şekilde büyüyor. Oyunların büyük bir kısmı “yok etme, öldürme” mantığı üzerine kurulu.

Peki, çocuklar neden bu tarz oyunlara yöneliyor? Alternatif oyunlar da var, mesela satranç gibi.

Çünkü bu oyunlarda hareket var. Satrançta düşünmek var ama aksiyon yok. İnsan doğası gereği dürtüseldir. Anlık tepkiler veririz, “Savaş ya da kaç” refleksi hepimizde var. Gerçek hayatta bu dürtüyü kullanamıyoruz ama bilinçaltımızda var. Çocuk da bu ihtiyacı oyunlarda karşılıyor. Oyunlarda bir kimlik oluşturuyor. Gerçek hayatta sahip olamadığı cesaret, güç, üstünlük gibi duyguları orada yaşıyor. Sanal kimliğiyle kendini güçlü hissediyor ve bunu bir sosyalleşme aracı olarak görüyor.

Bu noktada ebeveynler ne yapmalı? Çünkü artık birçok çocuk bağımlılık seviyesinde.

Öncelikle çocuğa boş alan bırakmamak gerekiyor. O boşluk mutlaka spor, sanat, sosyallik ve merak duygusuyla doldurulmalı. Teknolojiyi tamamen hayatımızdan çıkaramayız. Biz de teknolojinin içindeyiz. Ama çocuğa doğru bir merak alanı sunarsak, o çocuk keşfetmeye başlar. Keşfeden çocuk interneti de doğru kullanır. Teknolojinin olumlu taraflarını değil, olumsuz taraflarını kullanıyoruz. Bizim amacımız çocuğu negatif alandan pozitif alana çekmek olmalı.

Maddi imkânı olmayan aileler ne yapabilir?

Her şey para değil. Önemli olan çocuğun merakını keşfetmek. Mesela bir öğrencim var, sürekli bir şeyleri söküp takmak istiyor. Eski eşyaları getiriyor, onları inceliyor. Biz de bunu destekliyoruz. Apartmandan eski cihazlar topluyoruz. Ütü, saç kurutma makinesi, küçük aletler… Açıyoruz, inceliyoruz. Devreleri görüyor, motorları inceliyor. Başka bir çocuk mutfağa meraklıdır, birlikte yemek yapılabilir. Pasta, çikolata, seramik… Önemli olan çocuğun ilgisini fark etmek ve desteklemek.

Aile içinde en büyük sorun sizce ne?

Tutarsızlık. Anne disiplinli, baba serbest bırakıyor. Çocuk da hemen zayıf noktayı buluyor. Bir diğer sorun ise çocuğun hayatını aşırı kolaylaştırmak. Çocuk bir sorun yaşadığında hemen ebeveyn müdahale ediyor. Oysa çocuk kendi çözümünü bulmalı. Biz çocukların yerine hareket ettikçe, çocuk en kolay olana yöneliyor. En kolay olan da ekran.

Ekran kullanımının çok erken yaşlara düşmesi hakkında ne düşünüyorsunuz?

Çok yanlış. Artık 3-4 aylık bebeklere bile telefon veriliyor. Yemek yesin diye ekran açılıyor. Hatta kafasına aparat takıp telefonu sabitleyen aileler var. Çocuk yemek mi yiyor, ekrana mı bakıyor? belli değil. Ama orada hız, renk ve haz var. Çocuk buna alıştığında bağımlı olması kaçınılmaz. Bilmediğin bir şeyi istemezsin ama gördüğün ve alıştığın şeyi istersin.

Sizce, çözüm nedir?

En kritik dönem ilk 7 yaş. Bu dönemde ebeveynler bilinçli olursa birçok şey çözülür. Ama şu an toplumda bir yanlış algı var. Çocuk teknolojiyi kullanınca “çok zeki” sanılıyor. Bu doğru değil. Şimdi yapay zekâ çıktı, her şey ona yaptırılıyor. Çocuklar ödevlerini bile düşünmeden kopyala-yapıştır yapıyor. Beyni kullanmıyoruz.

Son olarak ebeveynlere ne söylemek istersiniz?

Öncelikle anne baba tutarlı olmalı. Çocuğa alan açılmalı ve sorumluluk verilmeli. Çocuk sıkılabilir, bu kötü bir şey değil. Sıkıldığında üretir, düşünür, hayal kurar. Ama biz çocuğun yerine her şeyi yapıyoruz. 10 yaşındaki çocuğun ayakkabısını bağlıyoruz, mutfağa sokmuyoruz, bir şey denemesine izin vermiyoruz. Sonra da hiçbir şey yapamıyor diye şikâyet ediyoruz. Çocuk denemeli, hata yapmalı. Bir gün yapamaz, ertesi gün yapar. Biz de böyle öğrendik. Elimiz yandı, hata yaptık ama öğrendik. Biz saksıda orkide yetiştirmiyoruz. Topluma birey yetiştiriyoruz. O yüzden çocukların kendi ayakları üzerinde durmasına izin vermeliyiz.


Yorum Ekle comment Yorumlar (0)



 



ANASAYFA
MASAÜSTÜ GÖRÜNÜM
HABER ARŞİVİ


KÜNYE


İLETİŞİM

mersinhakimiyet.com © Copyright 2026 Tüm hakları saklıdır.
İzinsiz ve kaynak gösterilemeden
yayınlanamaz, kopyalanamaz, kullanılamaz.


URA MEDYA