image Yaşar ÖZTÜRK
SEÇER’E MEKTUP



Yazı Tarihi : 23.02.2026
 E-Mail :

 

Hafta sonu Recai Kepez’in girişimiyle Taşelili yazar ve şairleri bir çatı altında toplayacak buluşma için Rıfat Karaduman’ın kurduğu Taşeli Eğitim ve Kültür Vakfı’nda toplantıdayım.

Kimi zaman inanın bedeni, aklı, kalbi ayrı ayrı yerlerde olur mu? Olur. Tamirci Hasan aradı “gel” diye. İzin alıp gittim. Çünkü araba sadece benim, bizim değil konu komşunun, mahallenin. Yeni ve gösterişli araba olunca kimse binmeye cesaret edemiyor ve de götür getir demeye. Hastane, düğün, doğum, mezarlık, taziye, okul… Kısacası her yere taşıyor araba. Yılların yorgunluğu olsa da iş görüyor. Üç yedek anahtar komşu esnaf ve evlerde. Acil durum için. Yaşlısı genci rahat hissediyor kendini. Başına gelecekten değil, geldikten sonrası korkutuyor insanı. Uzun tedaviden sonra bebekleri olan bir genç çifti götürüp getiriyoruz acile. “Yemedi, içmedi, ateşlenecek, rengi soldu…” diye varıyoruz acilde Dr. Hakan’a. “Korkmayın!” demesi boşuna. Bizi onun yanına götürüp getiren hastalık değil, endişe, korku.  Sonunda yedek bir anahtarı verince kavuştular rahata. Ama yedek anahtar veremediğimiz yaşlılar var. Eşinden ayrılmış çocukları uzakta olan müdürüm yeni tansiyon aleti, şeker ölçüm cihazı alınca her iniş ve çıkışta 112’yi arayıp duruyor. 112 usandı. “Müdürüm ben seni ne zaman istersen gelip götürürüm, merak etme!” sözleri onu rahatlattı. Güven gelince normalleşen ölçümler bu kez “ya Yaşar gelemez ise?” kaygısı ile bozulur gibi oldu. “Müdürüm Av. Hasan abi var ne zaman gerek olursa ben gelemezsem o gelir?” Müdürü hastane etrafında dolaştırmak bile rahatlattığı için kafayı bulmadığı zamanlarda gezdiriyoruz.

*

Arabaya binmekten korkanlar da var. Yolda bozulur diye? Kaktırmak istemeyenler var. Bir de sanayiye gitmemden rahatsız olanlar. Durmadan arabalarını yenileyerek bırak sanayiyi, araç muayenesine bile gitmeyen arkadaşlarım beni anlayamıyorlar. Onları hastanede, mahkemede, hapishanede, mezarlıkta, düğünde, şenlikte, etkinlikte göremediğim gibi sanayide de göremiyorum.

*

“Harcadığın parayla yepyeni araba alırdın?” diye beni çok düşündüğünü belli etmek isteyen arkadaşlara “en yeni arabaya değiştirmem sanayideki arkadaşlarımı”, “hiçbir parayla satın alınamayacak, sahip olunamayacak arkadaşlarım onlar” desem anlamaz ki beni? İçindeki huzursuzluğa davet ediyor beni aslında. Bunlardan birine ikinci el bir araba aldığımızı aylarca söyleyemedik. Evinin önüne bıraktığımız Remzi abinin arabası diye alıştıra alıştıra söyledik. O hafta daha büyük bir araba alıp gelip durdu kitabevi önünde. Gözetleme huyumuz olmadığından fark etmedik, bakmadık park eden arabaya. “Kör müsün be! Yeni araba aldım baksana!” 27 yıl da bu konuşma sürüyor hâlâ.

Sanayiye sadece araba rahatlasın diye gitmiyorum. Ben de rahatlamak için gidiyorum. Fabrika ayarlarına dönüyorum. İnsan olduğumu anımsıyorum. Yalansız, riyasız bir dünyanın hâlâ olduğunu görüyorum.

Bu arada, Mersin Büyükşehir Belediye Başkanı Vahap Seçer’den bir isteğim var. Yolları delik deşik sanayinin içler acısı durumuna bir el atın. Toroslar’ın kirlenmemiş zirvelerinde görüşüp kaynaştığınız kayıtsız koşulsuz sevgi dolu Yörüklerin, Türkmenlerin, Avşarların çocukları burada. Bir bardak çaylarını içerek onları hep kullanılan duygusundan, düşüncesinden kurtarın.

Sanayiye vardığımda ilk durağım Tofaş Mustafa, Aziz Usta, Filozof Hasan, Bilge Fatih, Abdi Usta, Frenci Fazıl, Elektrikçi Bayram Usta, Elektrikçi Ahmet Usta, İkizler ve oğulları Mustafa oluyor. Bunların her biri roman olan hayatlarıyla renk katıyorlar siyah beyazlaştırılmak istenen dünyaya.

*

Tofaş Mustafa su katılmamış bir insan. İçi dışı bir. Eğrilikten, üç kağıttan, yalandan dolandan nefret eden dürüstlük timsali. Eksik, kusurlu, yarım yamalak, baştan savma, üstünkörü iş yapmadığı gibi yapanlara da sanatkarlara gölge düşürdükleri için böylesi meslektaşlarının yüzlerine karşı söyleyen biri. Edirne’den Silifke’ye dolaşarak gelen Almancı abimiz “Oradan buraya böyle açık yürekli, dakik insan görmedim. Tofaş Mustafa muğlak değil saatli konuşuyor. Emeğe ve emeğine saygılı. İşin hakkını veriyor ve hakkını da ne aşağı ne yukarı çıkarma oyununa alet etmiyor…” Ahilik geleneğini sürdüren, ekmeğini bölüşen, komşusu açken kendisi tok olmaktan kaçınan, dünya malının geçici olduğunu genç yaşta deneyimleyen can dost.

*

Aziz Usta yüzünden hiç eksilmeyen gülüşüyle kendi işini bırakıp komşuya yardıma koşan yürek. Onun yazamayacağım çok özel ve güzel yanı var. Sevgi dolu. Tofaş Mustafa ve Aziz Usta bir çift yürek.

*

Gelelim sanayinin filozofu Hasan Usta’ya. Benim yıllarca okuduğum kitaplarda bulduklarımdan fazlasını hayat okulunda öğrenmiş, Hasan Usta. Arabalardan anladığı kadar insanlardan da anlıyor. Az konuşuyor ama derin konuşuyor. Evlilik konusundaki düşünceleri en çağdaşım diyen de yok. Konuştuklarımızı yazamıyorum burada. Bir dahaki sefere. Geliyoruz bize ayrılan sütunun sonuna. Yanındaki Abdi Usta sigarasını nefesleyip sessizce katlıyor derin sohbete.

*

Bilge Fatih’e gelince. Buda gibi sessizce ışık yayıyor çevreye. Gelen gideni eksik olmuyor. Çözüm odaklı. Kızı, “Turna Misali” filminde oynayarak atalarının kültürünü ölümsüzleştirmeye katıldı.

Yıllarca her türlü işçilik yapan ABD Başkanlarının onurlandırdığı diplomasız filozof Eric Hoffer ve arkadaşlarını anımsadım Silifke Sanayi’sinde. Dünyayı kutuplaştırarak, ötekileştirerek yaşanmaz hale getirenleri anlattığı “Kesin İnançlılar” kitabını burada yazdı gibi geldi.

Süt kertiğini, salanı, komşuluğu, arkadaşlığı, akrabalığı, yakınlığı dostluğu unutmayanların yüzü hürmetine dönüyor, gülümsüyor hayat.

Haydi Canaran, bir güzellik et, Vahap Seçer’e bu güzel insanların varlığını ve içinde tutuldukları durumu ilet.


  YORUM YAZ
 
Adınız Soyadınız
 
Yorumunuz
 
 
 
  SOSYAL MEDYA
 
 
  GAZETEMİZ
 
 
  BASIN İLAN
 
 
  HAVA DURUMU
 
 
  FACEBOOK
 

 
 
 


 

Siteden yararlanırken yayın politikamızı okumanızı tavsiye ederiz. mersinhakimiyet.com © Copyright 2019-2026 Tüm hakları saklıdır.
İzinsiz ve kaynak gösterilemeden yayınlanamaz, kopyalanamaz, kullanılamaz. mersinhakimiyet.com basın ve yayın meslek ilkelerine uyar.

URA MEDYA