Ulaşımımı genelde belediye otobüsüyle yaparım.
Belki de bu yüzden bu şehrin en gerçek hâlini en çok orada görürüm.
Aynı koltukta hayatlar kesişir…
Birbirini hiç tanımayan insanlar bir anda sohbet eder, dertleşir.
Numara alanlar, adres soranlar, yol tarif edenler…
Hatta yazamayan bir teyzenin yerine, yanındaki kadının numarasını kaydettiğim bile oldu.
Otobüs sadece bir ulaşım aracı değildir.
Kimi zaman bir dayanışma alanı,
Kimi zaman da sabrın sınandığı bir yer...
Şoföre destek olanı da gördüm, hakaret edeni de…
Bazen güldüm, bazen uzun uzun düşündüm.
***
Bayramın iki gün öncesiydi…
Yine belediye otobüsündeydim.
İçerisi tıklım tıklım.
Adım atacak yer yok.
Sonradan binen yaşlı bir amca yüksek sesle bağırdı:
“İlerleyin!”
Kimse ses çıkarmadı.
Bir daha söyledi…
Sonra bir daha…
Dayanamadı birisi, “Olduğun yerden sen ilerle” dedi.
Bir anda sessizlik oldu.
Kalabalığın içinde herkes birbirine baktı ama kimse konuşmadı.
Bazen bir cümle yetiyor…
Söz bitiyor.
***
Bir başka gün…
Yine aynı otobüs, yine aynı kalabalık…
Yaşlı bir amca söyleniyor:
- Bu nasıl belediye, çalışmıyor…
Karşıdan biri cevap veriyor:
- Daha ne yapsın?
“Otobüs sayısını arttırsın” diyor diğeri.
Bu kez başka bir ses:
- Mazotu, benzini, işçiyi nasıl karşılasın? Bedava otobüse biniyorsun, daha ne istiyorsun?
Haklıydı…
Ama karşısındaki de boş değildi:
- Ben yıllarca vergi ödedim, emekli oldum. Bu kadar lüksüm olsun…
O da haklıydı…
İşte tam da burada insanın içi burkuluyor.
Çünkü emekli, ücretsiz ulaşımı artık bir ‘hak’ değil, bir ‘lüks’ olarak görmeye başlamıştı.
Bayram ikramiyesi 4 bin lira…
Dolmuş 40 lira…
Gidiş-geliş 80 lira…
Yurt dışı zaten hayal…
Şehir dışı zor…
Şimdi bir de aynı şehirde bir yerden bir yere gitmek mi hayal olacak?
Herkes haklıydı…
Ama tablo ağırdı.
***
Yine bir gün okul çıkışı…
Yorgun bir öğrenci, sırtında ağır çantasıyla ayakta durmaya çalışıyor.
Karşısında yaş almış biri yer istiyor.
İstemekle kalmıyor, söylenmeye başlıyor.
Öğrenci susuyor önce…
Sonra patlıyor:
- Çantam ağır, okuldan çıktım… Sen de okul çıkışında binme o zaman!
Belki sertti…
Ama o da haklıydı.
Her gün 60 lira yol parası…
Asgari ücretle geçinen bir aile…
Servis desen ayrı bir yük…
Genç, yorgun…
Yaşlı, yorgun…
Herkes yorgun.
***
Aslında o otobüste kimse birbirine gerçekten kızmıyor.
Herkes hayatın ağırlığıyla konuşuyor.
Kimisi geçim derdinden…
Kimisi yaşlılığın yükünden…
Kimisi gençliğin sıkışmışlığından…
Aynı otobüste gidiyoruz ama herkesin yükü başka.
Ve belki de en acı olan şu:
- Herkes haklı ama kimse rahat değil!