Dün gazeteyi tam bitirmek üzereyken haber düştü. Tarsus’ta bir şahsın önce lokantaya silahlı saldırı düzenlediği bilgisi geldi. Daha sonra eşini vurduğu, ardından da önüne gelene ateş açtığı yazıyordu.
***
Yüreğim ağzımda, kafamda bin tane soruyla yola koyuldum.
Yolda herkes aynı şeyi konuşuyordu. Sokakta, dolmuşta, sosyal medyada…
“İyi güne kalmadık…”
“Tesadüfen yaşıyoruz…”
“Bundan sonra ne yapacağız?”
İnsanların yüzünde korku vardı. Sanki artık ülkece görünmeyen bir kaygının içinde yaşamaya başlamışız gibi. Kimsenin kimseye güven(e)mediği, öfkenin bir anda can alabildiği günlerden geçiyoruz.
***
Tam da bu düşüncelerle kendimi Dilara Ceylan Yardım Derneği’nde buldum. Belki de gün boyu zihnimde dolaşan o karanlık haberlerin ardından, başka bir gerçekle karşılaşacaktım: Yaşatmaya çalışan insanların gerçeğiyle…
***
Elimizde dört adres vardı. Derneğe “ihtiyaç sahibi” diye ulaştırılmış aileler… Haftanın bir günü bu adreslere gidilir, gerçekten ihtiyaç durumları incelenir. Uygun görülürse diğer ailelerin arasına kaydedilir ve yapılan yardımlar düzenli şekilde ulaştırılır. Erzağımızı ve parçalara ayrılmış etleri alıp gönüllü ekiple birlikte yola çıktık.
***
İlk kapıyı genç bir adam açtı. Kanser hastasıydı. Dört buçuk yıldır hastalıkla mücadele ediyormuş. Ev kira… Anne evde, babası çalışıyormuş. Babası inşaat işçisi; iş çıktıkça gidiyormuş. Üstelik kalp hastasıymış. Gelir yok denecek kadar az, tedavi masrafı ise çok fazla…
Arabaya bindiğimizde hepimiz aynı şeyi söyledik:
“Çok zor…”
***
Sonra başka bir eve gittik. Yaş almış bir kadın karşıladı bizi. Yanında torunlarından biri vardı. Gönüllü ekipten Sevda sordu:
“Abla, sizin durumunuz neydi?”
Kadın sessizce,
“Kızımı kocası öldürdü. Beş yıl oldu.” dedi.
Bir an herkes sustu.
Torununa baktık. Onun yanında konuşmaya cesaret edemedik. Bir bahane bulup uzaklaştırdık. Eminim yaşanan her şeyi ayrıntısına kadar biliyordu. Olay haberlere de yansımıştı zaten.
Kadın anlatmaya devam etti. Kızını akraba evliliğiyle amcasının oğluna vermişler. Dava hâlâ görülmemiş. Yakın zamanda eşini de kaybetmiş. Şimdi üç torunuyla tek başına mücadele ediyor.
Ama en son söylediği o birkaç cümle kaldı aklımda:
“Tiyatroya da gönderiyorum, futbola da… Ortalık çok kötü. Çocuklar kötüye bulaşmasın diye onları meşgul edecek şeyler buluyorum.”
***
İşte o an insan neye yanacağını şaşırıyor.
Bir tarafta evladını ve eşini kaybetmiş bir kadın, torunları hayata tutunsun diye çırpınıyor…
Diğer tarafta ise gözünü kırpmadan insan canına kıyanlar…
***
Belki de bugün en büyük meselemiz tam olarak bu.
Birileri yaşatmak için uğraşıyor, birileri yok etmek için.
Ve biz, her yeni güne hangi tarafın daha güçlü çıkacağını bilmeden uyanıyoruz.